|
/1 aralık 1941 tarihinde romanya’nın Köstence limanından ayrılan köhne struma gemisindeki 769 yahudi yolcu, birbiri üzerine yığılmış, oturacak yer, içecek su, doyunacak yiyecek bile olmadan faşizmin ölüm ağlarından, kamplarından, kurşuna dizilmelerden, fırınlarda yakılmalardan kurtulmak amacıyla yola çıkmıştı. İkide bir bozulan motorlar onarıla onarıla istanbul’a vardıklarında aslında bunların hiçbirinden kaçamadıklarını bilmiyorlardı. 24 şubat 1942 gününe kadar süren bu acı dolu umut yolculuğu o gün geminin karadeniz’e çıkarılması ve aynı gece bir sovyet denizatlısı tarafından torpillenmesiyle son buldu. olayda (daha önce işadamı vehbi koç aracılığıyla kurtarılan bir şirket temsilcisi ve aile fertlerinden dört kişi dışında) yalnızca bir kişi (david stoilar) kurtuldu. insanlık o kadar büyük acılarla yüklüydü ki, bu olay karşısında utanmaya bile fırsat bulamadı. struma olayı, yahudiler başta olmaz üzere, milyonlarla insanınhendeklerde birbiri üzerine kurşna dizilip devrildikleri ve gömüldükleri, kamplardaki fırınlarda yakıldıkları, üzerlerinde en çılgınca deneylerin yapıldığı o delilik çağında yaşanan, kamuoyundan gizlenen, sıradan savaş olaylarından biriymiş gibi gösterilen gerçek bir insanlık dramıdır. insanın, canavarlaşan insan karşısındaki çaresizliği kim bilir böylesi nice bin olayda yaşandı! suyun yüzündeki bu toplu ve uzun ölüm, yıllarca gizlendikten sonra “su yüzüne” çıkarılabildi. şimdi insanlığın bir yüz karası olarak belleklerde duruyor. kimi tarihler, utançlarından onu yazmıyor bile./ ne selam ne sabah, bu nasıl İstanbul bu nasıl İstanbul, gecede gölgesiz karanlığı giyinmiş, çıkarmıyor bir kayıp masal gibi akan o büyülü nehir güneye giden su varır mı o topraklara dudakları çatlak gözleri inadına çukur alınlarında bulut şakaklarında yağmur onca insan sorularla kavrulur uzat elini ey musa bu nasıl istanbul kış uğultusunda düşlerle orda tramvaylar, orda koşuşan insanlar orda yaralı yoksul gün ortaları bir telaşla akşama sığınanlar burada sarayburnu açığında yedi yüz altmış dokuz çift göz umudu arar sislerin ardında uzat elini ey musa firavun ve savaş arabaları -anlatır ya kutsal kitap- nasıl inmişti açılan denize nasıl sularla örtüldü mazlumun mahzun yüzüne gül ey tanrı gül yine, kalsın orda azgın tuna, nazlı köstence vaad ettiğin topraklar bizi bekliyor öyitik bir kavmin unutulmuş izleri çöle yazılan savruk ve örtülü son sözcükler uzat elini ey musa yıldızlar üstümüze inmiş gökyüzünün sunduğu teselli bu samanyolu’ndan yürüyüp varsak rüzgârlar alıp gitse bizi alıp gitse ölü ay bitse bu kara deniz karanlık deniz uzat elini ey musa umar yok mu büyük yalnızlığına insanın sen söyle ebabil kuşu, şaşkın martı sığırcık alayları geçiyor bak güneye sığırcık alayları geçiyor ey insanlar sığırcık alayları güneye sığırcık alayları denizin üstünde ve karaların ve ağaçların üstünde bulutların arasında ağızlarında zeytin özgür sığırcık alayları biz nereye biz nereye? uzat elini ey musa ölüyoruz kimse utanmayacak bundan kimse utanmayacak de ki onlara david “ey insanlar struma’dakilerin size selamı var ve alacaklarını istemiyorlar!”
|