Kovboy

kovboy

atını sula kovboy, yolun uzak
çöle bürünmüş kızıl gökler
öfkeden kıvılcım saçıyor
dokunsan tutuşacak
 
            mavi, alın yazısıydı eskiden
            denizleri ufka kadar döşerdi
            bir yudum suda bir damla çiyde
            bebeler gülümserdi
 
atını sür kovboy, yolun uzak
çölden sonra dağlar var
dağların korkulu geçitleri
ve nice pusular; aşılacak
 
            yeşil, bahtımızdı eskiden
            bütün ayıpları örterdi
            çatladıysa çorak dudaklarımız
            ıslatır, ‘kef’ini silerdi
 
atını çek kovboy, yolun uzak
yokuşun ötesi sarp kayalıklar
oradan “dön geri bak”
gör ki, yolları daha kimler tozutacak
 
            pembe, muradımızdı eskiden
            dilek tutardık
            yazıp onları acemi kağıtlara
            berrak ırmaklara atardık.
 
atını sal kovboy, yolun uzak
işte sonsuz ovalardasın
eğil ve öp onu
senin için doğuracak toprak
 
            kırmızı, bütün çağlarda kandı
            sen geldin, biz öldük
            kan, bin kutsal yağmurla yıkandı
            ne toprak doydu, ne bulutlar tükendi
 
atını bırak kovboy, işte geldin
bırak, gitsin o, masum ve yorgun
yerler ve gökler ve denizler senin artık
başlasın en büyük soygun
 
            beyaz, bütün yüzlerdeki aktı
            sustu senin gücün karşısında
            yüzyıllar geçti, sen sonsuz atlarlasın
film bitti, çek arabanı kovboy
bu şiir sana bir tuzaktı