kod adı: mansur
bu şehir
   artık kirletilmiştir
       yağmur kılıçlarıyla kesilen caddelerde
            ay bıçaklarının yansıması
                 yalnızlığın kırbaç izleri bedeninde
                      yorgun siluetin bulanık sularda
 
bu şehir
     artık kirlenmiştir
          tıpkı senin gençliğin gibi
               hücrelerde
                     küflenen bir geçmiştir artık
          onulmaz yıkıntılar içinde
                küskün bir güneş gibi batmak
                      kendi dağlarının ardında
sonra fırlayıp gitmek kozandan
o korkunç çatlamayla
 
şimdi hangi kimliğinle dolaşacaksın
    bu kişiliksiz şehirde
          sürüp giderken bu dişağrısı geceler
                bu kasvet
                       bu kuşku
                              bütün yolların bittiği yerde
 
“insin kara perdeleri çağın, insin
      ki bu zulmü gizleyebilsin”
            desen ne çıkar
       gönlü görklü sesi kırık halkın
             sana kör, sana sağır, sana dilsiz
                    nice gül diksen yollarına
                          seni gördükçe yön değiştirir    
 
o dalga dalga kadını geçsen
     sonra yorgun bir ölümle
            serilsen karşı kumsala
                  sulara düşmüş bir karanfil kadar umutsuz
                         ve kızıl
                               bir nokta kalsan orda
 
                        ağıtın dudaklarda
 
kod adı: mansur
      bir hallaç gibi yağmurlu sokaklarda