izmir sarhoşları
bizdik öyle sarhoş, öyle rüzgâr çılgını
bir çıkardık meyhanelerden, sokaklar deprem
içimize sinmiş yağmur kokusu, köhne deniz
izmir’e güvenirdik, yüzümüzde şiir serpintileri
ince kıyım tütünümüz, dumanını savurduğumuz aşklar
taş plakların eskil sesi, yakaran gazelhan
“medet ey!” sesi dünyayı tutan adam, “medet!”
udlara eğilirdik, çekingen kemanı inlerdi çikgenelerin
hoyrat garsonlar kovardı onları, kendi sesimize kalırdık
kızarmış gözlerle baktığımız akşamlar
çınarlarda serçe işgali palmiyeler resimlik
arasta çatılarında kanat saltanatı
bizdik öyle sarhoş, öyle rüzgâr çılgını
 
            kızlar açılın, size geldi bu bahar da, açılın
            ne aydınlık gülüş sizinki öyle, ne pervasız yürüyüş
            hor bakmayın, kadir kıymet biliriz
            bahribaba parkından geçmişse de yolumuz
            hasan Tahsin anatına konan güvercinleriz
            mermerciler içinde unutulmuş mezar taşları
            sırtlayıp birini yürüyebiliriz kendi ölümümüze
            bıçağımız en çok kendi yüreğimizi oymuştur
            tespihimiz usul çekilir, sabırla alınan yudum gibi
            sizi içelim, içelim kızlar, geldi bu bahar da
 
bizdik ulan, adam gibi yaşadık bu kıytırık dünyada
bir çıkardık meyhanelerden, izmir sallanırdı
evlerimiz beklesin küflü yalnızlıklarıyla orda
mahmurduk, yağmurlu sabahlar kadar mahmur
kör karanlıkta imbatın tokadı
patlayan fırtınada savrulan sesimiz
nedense bütün gemiler alesta
 
hey benim deli gönlüm, delice ömrüm
bir çökerdik rıhtıma: balık ızgara ve rakı
ölü zamana kurulmuş saatler
efkârla buğulu kadehlerimiz
sonra tek başına ihtilal yürüyüşü
                     -ne toplum ne polis!-
en iyimser intiharları yeniden ölçüp biçerek
sevginin çıplak silahıyla vururduk kendimizi
 
nasıl incinirdi yüreklerimiz
mendi sorularımızı yanıtsız bırakmaktan
boş verin sövüp saymamıza
asıl suskunluğumuzla sarhoştuk biz
biliyorum, bir tek sözcük bile çıkmadı ağzımızdan
oradaydık: kahvede, sokakta, otobüste
işitmediniz, işitmediniz
oysa ne çok konuştuk biz!
 
üşümüş çocuklardan sayın bizi, öksüzlerden
yakası kalkık paltolarımızla eğrilen akşam yolunda
nasıl kayboluyorsak öyle karanlığa bağımlı
öksürüklerimiz kalıyor ardımızda, hırçın sözlerimiz
dokunsanız dağılacak kelebek kanatlarımızla
acemi ve sarsak
uçuyorsak
tutmayın bizi
 
yine biziz yakışan izmir’e
öyle sarhoş, öyle rüzgâr tutkunu!