|
eski bir izmir’den geliyorum isli duvarlarımda her dinden dualar altın varak üstüne düşmüş gülüşüm bakır para acı yeşil bakışım sanki buğdayım öğünüyorum pamuğum dokunuyorum kervanlar köprüsünden geçmişim dil buran şarabından içmişim ovalarda rüzgârım dağlarda bulut kuytuda yapayalnız bir zakkum eski bir izmir’den geliyorum ne haç kırgın ne hilal küskün ikisinin arasında ispanyol yalnızı Yahudiler hepsini serinletiyor imbat hepsine yağıyor yağmur sevincin çıngırağı çınlatıyor sokakları zarşılar çengi kıyamet baharat kokuyor ortalık türkü yükleniyor gemilere bir çocuk gibi uyanıyor yaşamak yine öyle mahmur ve gevşiyor toprak derinlere dalıyor tohum eski bir izmir’den geliyorum kordelia’dan kordon’a uzanan o ışıktan kurdele denizde tavernalarda şarkılar bir düetten aşk sözleri her akşam localarda kameriyelerde çatalkaya’nın tutkunu ay silmiş yıldızları, gece tenha arka bahçelerde düş dalgınlığı limonluklarda ürkek gölgeler eski bir izmir’den geliyorum zeytinyağı kokan sokaklardan şıra kaynatılan ocaklardan zamana bırakmışım yüzümü toprağımı oymuş gözyaşlarım sabrın sınırı o derin çizgiler belirlemiş derviş suretimi hepsinde bir uçurum eski bir izmir’den geiyorum kalpaklı günlerden, ebruli şafaklardan atarın kişnediği gökyüzünde şaha kalkmış bulutlar dumanı tütüyor yangınların nasıl da sarsmış beni o depremler büyük fay kırıkları içimde insanım, ağlıyorum eski bir izmir’den geliyorum amansız kalabalığım, sonsuz yalnız dilim tutuk, sözüm ağzımda eriyor kime, ne anlatabilirim işte gidiyorum!
|