|
geçen zamandan hangi masallar kalır çırılçıplak bir kıştan buzullar çözülse de zehir zemberektir zemheri aylı geceler, kurt ulumaları, zamanın sonsuzluğu uzun uykuların derin karanlığında kaybolan ince mavi buğusu düş güzelliklerinin nereden baksam tarihe dönüşüyor ömrüm kör kasaba otellerinde cüzam bulaşığı ellerimi bulsam ceplerime sokup ısıtsam ayaklarım donmasa parmaklarım düşmese doğu dağlarından, ibretin sapa yollarından içten bir selam diye sürükleyip getirsem gençliğimi o günler: açılmış su yolları, genç haykırışlar bayrakların oylum oylum dalgalanması sonsuz sorguların yanıtsız sorularında düğüm her bahar ayrı kıyamet, coşkudan ağıta mayıslar kahrın kızıl yalnızlığında parlayan öfke kollar kafalar karışmış, hazine başında yılanlar değirmi bıyıklarından dudaklarına kin damlayan hoyrat kahramanları kavganın, zulüm günlerinin akşamlara kalan özlem, ertelenmiş alaturkam boydan boya bir ülkedir içlenen sabah akşam anne kucakları çocukları arar, ince ayar bir umutla gövermiş bahçelerden komşucuk sesler yusuf yalnızlığı sinen havada inadına eyüp sabrı oyalar konuşur pencerelerde, saklı sandıklardadır sevinç gölgeler silinir ansızın; artık ne ayrılık, ne ölüm!
|