Geçen zamandan
 geçen zamandan
 
hangi masallar kalır çırılçıplak bir kıştan
buzullar çözülse de zehir zemberektir zemheri
aylı geceler, kurt ulumaları, zamanın sonsuzluğu
uzun uykuların derin karanlığında kaybolan
ince mavi buğusu düş güzelliklerinin
 
nereden baksam tarihe dönüşüyor ömrüm
kör kasaba otellerinde cüzam bulaşığı
ellerimi bulsam ceplerime sokup ısıtsam
ayaklarım donmasa parmaklarım düşmese
doğu dağlarından, ibretin sapa yollarından
içten bir selam diye sürükleyip getirsem gençliğimi
 
o günler: açılmış su yolları, genç haykırışlar
bayrakların oylum oylum dalgalanması
sonsuz sorguların yanıtsız sorularında düğüm
her bahar ayrı kıyamet, coşkudan ağıta mayıslar
kahrın kızıl yalnızlığında parlayan öfke
kollar kafalar karışmış, hazine başında yılanlar
 
değirmi bıyıklarından dudaklarına kin damlayan
hoyrat kahramanları kavganın, zulüm günlerinin
akşamlara kalan özlem, ertelenmiş alaturkam
boydan boya bir ülkedir içlenen sabah akşam
 
anne kucakları çocukları arar, ince ayar bir umutla
gövermiş bahçelerden komşucuk sesler
yusuf yalnızlığı sinen havada inadına eyüp sabrı
oyalar konuşur pencerelerde, saklı sandıklardadır sevinç
gölgeler silinir ansızın; artık ne ayrılık, ne ölüm!